Bu sayfadasın: Anasayfa Eleştiriler Yazının Gül Dikeni

Eleştiri Yazının Gül Dikeni

ELEŞTİRİNİN DİKENİ

Müge Karahan, Remzi Kitap Gazetesi, Ekim 2010



Eleştirmek zor şey, haliyle eleştirmenlik de zor iş. "Fethi Naci'ye Armağan"diye hazırlanan "Yazının Gül Dikeni" başlıklı kitabın

"Uğurlamalar" bölümündeki ikinci yazıda Tahsin Yücel bu zorluğa değiniyor. Yücel bu yazıda hocası Ahmet Kutsi Tecer!in, ismi efsaneleşmiş eleştirmen Nurullah Ataç'a dargınlığına nasıl tanık olduğunu aktarıyor. Aktardığı bu hikâyeye göre Ahmet Kutsi, bir gün Varlık'a gider ve Tahsin Yücel';e coşkuyla seslendikten sonra Nurullah Ataç'ın da orada olduğunu fark edince, daha sonra geleceğini söyleyerek kapıdan çıkar. Tahsin Yücel bu yazısında, benzer şeyleri, efsaneleşmiş bir diğer eleştirmen Fethi Naci'nin de yaşadığını belirtir. Çünkü gerçekten de eleştirmenlerin yaşadığı dargınlıkların, ortaya çıkan polemiklerin hiçbir dönemde sonu gelmez. Hele ki böyle ağzından çıkacak laf, tüm edebiyat camiası tarafından heyecanla beklenen eleştirmenler için bu iş daha da zordur; kırgınlıklar, sitemler, polemikler artar. Ancak öyle ya da böyle eleştiri, hatır gönül işiyle olacak şey değildir. Yazar çizer takımı, "eleştirinin gül dikenine"katlanmayı bilmek; olumlu ya da olumsuz eleştirileri dostluk ilişkisinden bağımsız değerlendirmek zorundadır. Yürütülen polemikler ancak bu şekilde yalnızca edebiyata dair olabilir ve kişiselleşmeden kalabilir.

Fethi Naci'nin de kırgınlıklarla, dargınlarıyla uğraşmak zorunda kaldığı olmuştur muhakkak. Öyle ki, kitabın "Uğurlamalar" bölümünde farklı kişiler tarafından yazılmış yazıların pek çoğunda Fethi Naci'nin her şeyi, özellikle de edebiyat söz konusu olduğunda bütün düşüncesini "pat" diye söylemesi zikredilir. Örneğin Derviş Şentekin, "Bir çocuğa elini uzatmak" başlıklı yazısında Fethi Naci';nin bu açıklığını şöyle dile getirir:
"Bir başka ekoldü Fethi Naci eleştirisi. Onunla başlayıp onunla bitti… Sevdiğini de sevmediğini de açıkyüreklilikle söyleyen bir eleştirmendi. Hak edene hakkını vermemek en büyük adaletsizliktir, denir. Fethi Naci, hak edene hakkını vermiş bir eleştirmendi. İyinin de hakkını vermiştir, kötünün de. Eleştiri biraz da bu değil midir?"

Fethi Naci'ye darılanlar, ondan yüz çevirenler olmuşsa da kendisini böyle dost yazılarla uğurlayanların sayısı çok daha fazladır. Sözgelimi, yukarıda bahsi geçen yazısında Tahsin Yücel, Fethi Naci'nin kendi kitabına yaptığı eleştiriye" rağmen"aralarında bir küslük yaşanmadığını, dostluk ilişkisinin baki kaldığını şu sözlerle anlatır: "Naci'yle dostluğumuz 1952 yılının son gecesinde, Şükran Kurdakul'la gittiğimiz bir dostun evinde başlamış, kesintisiz bir biçimde de sürmüştü. Yazdıklarımı da beğenmişti genellikle.

Örneğin "Aykırı Öyküler" üzerine yazdığı eleştiri, gerçekten de onurlandırıcı bir yazıydı. 1991'de bu yazıdan topu topu altı yedi ay sonra yazdığı eleştirilerdeyse, "Peygamberin Son Beş Günü'nü " yerden yere vuruyor, romanın kahramanı Rahmi Sönmez'in kişiliğinde solcuları gülünç ettiğimi söylüyor," Böyle solcu mu olur be !"; diyordu. Ben de oldukça uzun bir yanıt yazarak kahramanımı solculuğun simgesi gibi göstermeyi usumdan geçirmediğimi, düş dünyasında yaşayan, yarı hasta bir ozan olarak çizdiğimi belirtmiştim. Ne olursa olsun, bu tartışmadan sonra bir kapıdan içeri girip de Naci'yi görünce hemen çıkıp gideceğim düşünülebilirdi.
Ama "Peygamberin Son Beş Günü'nü yerden yere vuran yazıların yayımlanışından bir süre sonra, aramızda hiçbir tatsızlık olmamış gibi, Gerçek Yayınevi'nin kapısından içeri girmiştim. Naci tek başına oturmaktaydı. Birkaç saniye şaşkın şaşkın bakmıştı bana, sonra gülümsemeye başlamıştı. Her türlü hesaptan uzak bir biçimde, içtenlikle yazılmış bir eleştiri yüzünden, kırk yıllık dostluğu yok sayacak değildik ya." Cevat Çapan'ın Fethi Naci anısına yazdığı "Değişen Mevsimlerle" şiiriyle başlayan "Uğurlamalar" bölümünde Tahsin Yücel gibi daha pek çok farklı ismin tanıklığını ve vedasını okuyoruz. Bu yazılardan birinde Ayşe Sarısayın çocukluğuna uzanan tanışıklığını anlatıyor:

"Babamın edebiyatçı dostları… İçlerinde neşeli, çok güzel gülen biri var. Adının Fethi Naci olduğunu biliyorum, ama eleştirmen olduğunu bilmiyorum henüz. (…) Lise yıllarımdan kalan görüntüler biraz daha net: Sözünü sakınmayan, içi dışı bir izlenimi uyandıran, içki içmeyi çok seven biri. Yine gülümsüyor." Fethi Naci!nin güzel gülümseyişi kitapta yer alan fotoğraflarında da eksik değil. Kimler yok ki bu neşeli, gülen yüzlü fotoğraflarda:
Çoğunlukla eşi Lale Hanım ve Ece Ayhan'dan Yaşar Kemal'e edebiyat dünyasından pek çok isim. Yine bu fotoğraflarda sıklıkla gördüğümüz bir diğer isim Ferit Edgü'yse "Uğurlamalar" bölümündeki yazısında, kadim dostu Fethi Naci'yi 100 soruda tanımanın ve ona yakınlaşmanın mümkün olup olmadığını sorgular. Öyle ki Fethi Naci deyince akla gelen çok şey vardır. Söze şöyle başlar: "Fethi Naci için yeni ne yazabilirim? Neden, nelerden, kimlerden söz edebilirim? (…) İçkilerden mi? İçkilerimizden mi? 1950'lerin Balıkpazarı'ndan, Pasajı'ndan ve bilumum İstanbul meyhanelerinden mi? 1970'lerin, 80'lerin Bodrum'undan mı?" Kitabın ikinci bölümü, Fethi Naci'nin seçme yazılardan oluşuyor. Ek olarak kitapta, eleştirmenin kronolojik yaşam hikâyesi ve yapıtlarının bir bibliyografyası yer alıyor. Adını eleştirinin yanına büyük koyu harflerle yazdırmış bir duayen Fethi Naci… Bir daha onun kadar iyi eleştirmen gelmez demek, bizim kuşağın aşina olduğu, her hafta ya da her ay farklı mecralardaki yazılarına başvurduğumuz isimlere haksızlık etmek olacaktır. Ancak Derviş Şentekin'in yazısında da dediği gibi Fethi Naci'ninki farklı bir eleştiri okulu olarak kalacaktır muhakkak. O nedenle kim kimin yerini doldurur diye tartışmak yersiz. Birilerinin Fethi Naci'nin yerini doldurması gerekmiyor. Aksine kendi isimleriyle, bambaşka "eleştiri okullarıyla" edebiyat dünyasında var olmaları okurlara daha iyi gelecektir.


“Yazının Gül Dikeni
”, Hürriyet Yaşar, 264 s., İthaki Yayınları, 2010



geri